Sosyal Medya Şirketinizin Kabusu mu, Kurtarıcısı mı Olacak?

Birçok şirket patronu ve yöneticisi sosyal medyayı Facebook’tan veya Tweeter’dan ibaret sanıyor veya konudan bihaber durumdalar. Birçok şirket, sosyal medya departmanlarını oluşturamamış veya oluştursa bile Facebook, Tweeter, LinkedIn’de profil güncelleyerek bu faaliyeti başariyla yerine getirmiş olarak kabul ediyor! Bu büyük bir yanılgı!

Bu yanılgıya düşerseniz sonunda çok zor durumlara düşebilir ya da ciddi anlamda şirketinizi zarara uğratabilirsiniz. Peki nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsun diye bana soru yöneltebilirsiniz, bende size, ya söylediklerimin bir anlamı var ve siz doğru adımları atmazsanız çok zor durumda kalabilirsiniz dersem???

Evet düşüncelerimin bir anlamı ve kendi içinde bir mantığı olduğunu düşünüyorum. İnternet dunyasının nasıl geliştiği ve bu noktalara geldiğinden bahsetmeyeceğim; çünkü bunu zaten bildiğinizi düşünüyorum, benim size bahsetmek istediğim: çok geç olmadan doğru adım atmanız gerektiği.

Neden mi? Çünkü bilinen bütün pazarlama teknikleri ve mecralar sosyal medyanın gelişmesiyle anlamını yitirmeye başladı. Sizinle interaktif bir sekilde iletişime geçen bir ilan varken neden s/b bir ilanı okuma zorunda olabilirim? Evet artık ben ilanlara bakarken sadece sayfayı çeviriyorum ve resimlere bakıyorum. Bazen gazete alıyorum, artık bütün medyayı pc, ipad ve iphone’dan takip ediyorum ve laptop’u bile açmaya üşeniyorum:) Biliyor musunuz şu anda bu blog yazımı iPad’imden yazıyorum.

Yukarıdaki paragrafta anlamlı bir cümle vardı fark ettiniz mi? Anlık paylaşım, evet insanlar artık düşündüklerini anlık paylaşıyorlar ve bu paylaşımları izleyip doğru analiz ederseniz bu sizin şirketiniz için çok faydalı ve geliştirici olacaktır, ya takip etmezseniz? Takip edip gerekli aksiyonu almazsanız şirketiniz zor durumda kalacaktır. Örnek, bir otomobil firmasısınız ve pazara sürdüğünüz bir araç modeli hakkında şikayetler sosyal medyada hızlı bir şekilde yayılıyor ve sizin dünyadan haberiniz yok. Herkes tweeterda kahretsin bu firmayı nasıl araba yapıyorlar yolda kaldı vs 140 karakter tweetler atıyor!!!

Yukarıda verdiğim örnekler şu an internette bolca var. Şirketinizle ilgili bir arama yapın ne demek istediğimi anlayacaksınız. Siz şu an için bu şikayetleri umursamıyor olabilirsiniz fakat şirketinizin geleceği için çok tehlikeli olduğunu ben rahatlıkla söyleyebilirim:)

Lütfen bir kez daha düşünün: şirketinizde kaç kişi çalışıyor? 500, 1000 , 10000 ve çalışanların tamamı icerik uretebiliyor mu:)) sosyal medyada gönüllü içerik üreten milyonlarca insan var ve hızla da artıyor. Şimdi tekrar düşünün, 500 kişilik bir şirket milyonlarla başa çıkabilir mi? Cevabınız evetse cesaretinizden dolayı sizi tebrik ederim. Hayırsa doğru yoldasınız devam edin lütfen…

GEÇ OLMADAN…

Pazarlama 3.0 Nedir?

Blog başlığını pazarlama 3.0 nedir? diye özellikle seçtim. Bu başlığı seçmemin nedeni pazarlama 3.0 kavramının çok yeni bir kavram olması ve birçok insanın hala tam olarak ne anlama geldiğini anlayamamış olmasıdır. Önce pazarlama 3.0 hakkında kısa bir açıklama yapacağım ve daha sonra örneklerle açıklayarak kavramın kafanızda oturmasına yardımcı olacağım.

Detaylara girmeden önce Pazarlama 3.0′a neden ihtiyaç duyuldu ve hangi süreçlerden geçerek bu noktaya gelindi kısaca açıklamak istiyorum. Pazarlama kavramından söz edebilmemiz için ortada bir ürün olması gerekir ( Hizmeti de pazarlayabilirsiniz; fakat daha kolay anlaşılması için biz ürün üzerinden ilerleyeceğiz ). Üretilen ürünün satılması gerekiyor ve işte bu noktada pazarlama devreye giriyor.

Ürünün olduğu her yerde pazarlama mutlaka vardır; fakat profesyonel anlamada pazarlama süreci aslında sanayi devrimiyle birlikte başladı. Seri üretime geçilmesiyle birlikte yığılan ürünlerin satılması gerekiyordu. Bildiğiniz gibi şirketlerin yaşaması için, ürünlerini satmaya ve gelir elde etmeye ihtiyaçları vardır. Bu dönemde ürünler tek tip üretilen ürünlerdi ve müşteri var olan ürünü tercih etmek zorundaydı.  Biz bu dönemi pazarlama 1.0 olarak isimlendiriyoruz.  Pazarlama 1.0′da üretici kraldı; tüketici ise sunulan ürünleri tercih etmek zorundaydı. Özetlemek gerekirse, pazarlama 1.0 ürün merkezli bir felsefeye sahipti. Firmalar tüketicilere bilgi vermek ve ulaşmak için Web 1.0 teknolojisini kullanıyordu. Web 1.0 teknolojisinde iletişim tek yönlüydü. Bilgiyi üreten firmalardı, tüketiciler üretime herhangi bir katkı sağlamadan kendilerine sunulan bilgiyle yetinmek zorundaydılar.

Pazarlama 2.0′a neden ihtiyaç duyuldu, şimdi de bu konuyu açıklayalım. Aslında bir üst satırda bu sorunun cevabı gizli! Web 1.0 teknolojisi, tüketicilerin birbirleriyle iletişime girmesine olanak vermiyordu ve bu durumda tüketicilerin ne düşündüğü çok da önemli değildi. 2000′li yıllarda, kimsenin uzun süre tanımlayamadığı bir devrim gerçekleşmişti. Bu devrim sanayi devriminden sonraki en büyük ve en önemli devrimdi. İnternet üzerinden iletişim interaktif hale gelmiş ve insanlar Icq, Mirc, Msn gibi ortamlarda birbirleriyle iletişim kurmaya başlamışlardı. O yıllarda kimse ne olup bittiğinin tam olarak farkına varamamıştı ve işin nereye kadar gideceğini kestirememişti.

İlk olarak Web 2.0 kavramını ortaya Tim O’Reilly atmıştır. Tim O’Reilly‘e göre Web 2.0′ın kısmen tanımı şöyledir: “Web 2.0 bilgisayar endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir işletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını başarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında başlıcası şudur: Ağ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak.”

Ağa kurulan programların öncüleri Flickr 26 Şubat 2004, Youtube 28 Nisan 2005 ve WordPress 17 Ağustos 2005′te ağa yüklenerek kullanıcıların kullanımına ücretsiz olarak açılmıştır. Peki şimdi bu noktada şu soruyu sorabilirsiniz: yukarıda yazılanların pazarlama 2.0 veya şirketlerle ne ilgisi var ? Aslında çok ilgisi var! nasıl mı : İnsanlar flickr, youtube ve wordpress gibi siteleri kullanarak birbirleriye iletişime geçtiler. Youtube’a videolar yüklediler, Flickr’a fotoğraflar yüklediler ve WordPress aracılığı ile bloglar yazıp düşündüklerini ifade ettiler ( şimdi benim yaptığım gibi ). Bu siteleri kuruluşlarından 1 yıl gibi kısa bir zaman sonra facebook ve benzer popüler sosyal paylaşım siteleri takip etti. İnsanlar hızlı bir şekilde sosyal paylaşım sitelerine ilgi gösterdiler ve profil oluşturarak arkadaşlarını eklediler. Bu sosyal paylaşım sitelerinde hiç kısıtlamaya gitmeden en ince detaylara kadar hoşlandıkları şeylerden bahsettiler ve kendi hayatlarıyla ilgili bütün detayları paylaştılar. Ayrıca RSS, SOAP gibi yazılımsal teknolojik yenilikler de bilginin paylaşılmasını kolaylaştırmıştı. RSS ve SOAP herhangi bir internet sitesi veya database içeriğinin dışarıya aktarılma protokolü anlamına gelmektedir. Örnek olarak blog sitemin içeriğini RSS ile kendi sitenizde yayınlayabilirsiniz veya Outlook’a tanımlayarak yazdığım yazıları anında e-postanızda görebilirsiniz.

İşte bu noktada şirketler paniğe kapıldı; çünkü insanlar aldıkları ürünler hakkında online olarak birbirleriyle iletişim kurmaya başladılar, deneyimlerini paylaştılar ve ürünleri şikayet ettiler ( www.sikayetvar.com ). Düşünebiliyor musunuz, bir ürünü pazara sürüyorsunuz ve pazara sürdüğünüz bu ürünle ilgili sosyal medyada yüzbinlerce şikayet yayınlanıyor ve insanlar sizin şirketinizle ilgili olumsuz görüşleri birbirleriyle paylaşıyor??? Bu sizin şirketinizin batmasına neden olamaz mı??? Evet olabilir ve çok tehlikeli bir durum!!! Düşünebiliyor musunuz, milyonlarca dolar yatırım yapıp bir işletme kuruyorsunuz, üretim yapıyor ve ürünlerinizi satışa çıkartıyorsunuz, ve bir anda ürünleriniz hakkında sosyal medyada olumsuz bir iletişim başlıyor. Bu iletişim sizin sonunuz olabilir ve büyük bir ihtimalle de sonunuz olacaktır!

İşte cevap burada gizli : “ARTIK ÜRETİCİ DEĞİL; MÜŞTERİ KRALDIR…”, Çünkü müşteri ürününüzü kullanıyor, ürünle ilgili yorumlar yapıyor. Bu yorumlar olumlu olduğunda satışlarınız artıyor; olumsuz olduğunda ise firmanız batıyor! Bu tehlikeyi fark eden şirketler pazarlama 2.0 anlayışını hızlı bir şekilde benimseyerek müşterilerini önemsediler ve onların görüşlerini dinlediler. Artık müşteri kraldı, fikrini paylaşıyordu… Bu detayı yakalayabilen firmalar satışlarını artırmak için ürün sayfalarına özellikler ekleyerek müşterilerinin yorum yapmalarına izin verdiler, sattıkları ürünlerini sosyal ağlarda paylaşmalarına izin verdiler, kısaca oyuna müşteriyi dahil ettiler… Bu durum iyi mi oldu; kötü mü oldu zaman gösterecek, fakat sonuç şu ki : araştıran, öğrenen, bilgi paylaşan, ürünleri  ve fiyatları karşılaştıran bir müşteri kitlesi oluştu! Bu kadar bilgili ve anlık olarak birbirleriyle haberleşen müşteri kitlesi şirketlerin kolay pazarlama yapmasını ve ürünlerini satmasını zorlaştırdı mı?…

Aslında zorlaştırdı:) Öğrenme ve bilgilenme aşamasını geçen tüketiciler, birbirleriyle iletişime geçmiş, içerik üretmiş ve son aşama olarak da arge oluşturmaya başlamıştı. Bu noktada şirketler tüketiciyi önemsemek ve tüketicinin düşüncelerine önem vermek zorunda kaldılar ( bazen istemeseler bile ).  İşte Pazarlama 3.0 bu noktada devreye girdi. Pazarlama 2.0′da tüketiciyi sisteme dahil etmeye çalışan üreticiler, artık pazarlama 3.0 ’la birlikte tüketicinin ruhuna hitap etmek zorunda kaldılar. Daha önce ürün üretilirdi, sonra satmak için pazarlama yapılırdı. Şimdi ise üreticiler, ürünü üretmeden önce tüketicinin ne düşündüğünü ve nasıl bir ürüne ihtiyaç duyduğunu analiz ettikten sonra üretim sürecine geçiyorlar.

Pazarlama 3.0′ın kafanızda daha da netleşmesi için şu örneği vermek istiyorum. Bir kot şirketiniz var, çok ünlü bir markasınız ve bu yıl için pazara bayan, erkek, çocuk modelleri çıkaracaksınız. Tasarımcılarınız kotları tasarlıyor, pazarlama ekipleriniz de pazarlama planları yapıyor, üretim bölümünüz üretiyor ve kotları piyasaya sürüyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz, ortada çok ciddi bir yatırım söz konusu! Üretim, ulaştırma, pazarlama, medya planlama & satın alma gibi bir sürü iş yapıyorsunuz ve korkunç bir para harcıyorsunuz. Bütün bu faaliyetleri planlarken tüketiciler ne düşünüyor diye en ufak bir soru sormuyorsunuz! Tüketici kitlenizle iletişime geçmiyorsunuz ve sadece sizin istediğiniz bir ürünü üretiyorsunuz. Bu ürüne tüketicilerin ihtiyacı var mı? Ürüne nasıl cevap verecekler? Satın alma gerçekleşecek mi? Sosyal medya da bu yılın modasıyla ilgili ne konuşuyorlar? Ne giymek istiyorlar? Nelerden hoşlanıyorlar? Yabancı ve rakip hangi markaların ürünlerini satın almak istiyorlar gibi konularla ilgilenmiyorsunuz ve sonuç?

Evet sonuç şu: Siz yukarıdaki analizleri yapmayarak pazara mavi jeans sürüyorsunuz; fakat bu yıl tüketiciler renkli pantalonlar satın alıyor ve buna benzer ürünleri tercih ediyorlar. Bu durumda siz de batıyorsunuz… Tabiki çok güçlü bir kapitaliniz yoksa:)???

Pazarlama 3.0′la ilgili yüzlerce örnek verebiliriz; fakat sizi de çok fazla sıkmak istemediğimden şu sözlerimle özetlemek istiyorum :

“Müşterinin ruhuna seslenmek ve müşterinizin ne istediğine önem vererek pazarlama yapmak demektir.”

Soner

Haiku Sunday - When in Rome

Reblogged from The Blissful Adventurer:

Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post

The final Haiku Sunday before our departure tomorrow. I am in the midst of packing and could not help but play these memories of my beloved Rome for you guys today. I look forward to your comments as I fill the camera bag and suitcases for our big return to Italy. Happy Haiku Sunday!

What are you looking

at, she thought as she lit her…

Read more… 127 more words

I love this man's sharing please read the blog...

How to start over.

Reblogged from simplyenjoy:

Click to visit the original post

Sometimes life seems so incredibly simple to me that I fancy myself back in kindergarten. (It’s elementary, dear Watson!)  Have you ever watched children get into an argument or fight over a toy, only to drop the issue three seconds later and move onto something different? Children are so forgiving, flexible and in the moment. Adults walk around with incredibly complicated lives, issues, thoughts and problems.

Read more… 207 more words

Mmm actually we have to think in this way but sometimes we can not:(

How to Travel Vicariously: A Provençal Experience (Guest Post)

Reblogged from The Blissful Adventurer:

Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post

**The Blissful Adventurer is running about Italy at the moment so in his stead we happily endorse and support the work of the following blogger, Come Due Maiali (“Like Two Pigs”). Please check out this post, leave comments for exchange with the author, and give their blog a read.**

Two Pigs know a thing or two about bliss (hint: it involves eating and rolling around).

Read more… 677 more words

He is a perfect traveller

The Essence of the Sea (Guest Post)

Reblogged from The Blissful Adventurer:

Click to visit the original post
  • Click to visit the original post

**The Blissful Adventurer is running about Italy at the moment so in his stead we happily endorse and support the work of the following blogger, Molly Elmore of Paprika & Pinot. Please check out this post, leave comments for exchange with the author, and give their blog a read.**

Molly Elmore of Paprika & Pinot is an avid lover of food and wine, and is especially interested in the synergy that is created when a great meal and a wonderful wine are enjoyed together.

Read more… 676 more words

Good Adventurer, I am jealous of this man:))

Verona, Italy - A Quick Look

Reblogged from The Blissful Adventurer:

Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post

Piazza delle Erbe

Juliet and I were married April 30,2009. At the time I was the owner of a travel company based in Southern Italy. My work really did not allow for us to marry as soon as we would have liked and in fact we had to return to Italy just after our wedding for work related trips and to meet friends whom we had planned to show Italy prior to finalizing our wedding date.

Read more… 339 more words

Good Place

Rome - A Poem

Reblogged from The Blissful Adventurer:

Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post
  • Click to visit the original post

Rome you were my home

with your statues your arches

and your domes

Read more… 99 more words

en In Rome (Do As The Romans Do)"

Person of Pinterest ( Episode: Bir Sosyal Medya Hikayesi )

O seni izliyor, ne yaptığını biliyor ve henüz gerçekleşmemiş alışveriş için ona destek veren iki kahraman harekete geçip kurbanı koruyorlar ve alışveriş yapmaktan vazgeçiriyorlar. Yazının başında kafanızın karışmaması için kısa bir açıklama yapmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Hikayenin asıl amacı, son dönemde hızlı bir yükselişe geçen sosyal medya ile; bu filmi birleştirerek bir hikaye oluşturmak. Bu şekilde oluşturduğum hikaye sizi sıkmadan hem bilgilendirecek; hem de gerçekleri görerek doğru strateji belirlemenize yardımcı olacaktır.

Filmi izleyenler iki meşhur adamımızı resimden tanımıştır, John Reese ve Harold Finch. Filmi izleyenler, hem filmin konusunu; hem de başrolde oynayan bu iki karizmatik oyuncuyu tanıdıklarına adım gibi eminim. Tanımayanlar için filmin konusundan biraz bahsedeceğim ve karakterleri de tanıtacağım, işte özet :

En iyi suç henüz işlenmeyendir. Lost’un yaratıcısı J.J. Abrams ve The Dark Knight’ın senaristi Jonathan Nolan’dan yepyeni bir gizem öyküsü. Kameralar her yerde! İzliyorlar, dinliyorlar, kaydediyorlar… Sizin hakkınızda her şeyi biliyorlar! Peki siz onlar hakkında ne biliyorsunuz? Gizemli bir işadamı olan Mr. Finch, ileride işlenecek suçları önceden önlemeyi hedefleyen bir bilgisayar programı geliştirir. İlginç bir karaktere sahip bu milyoner işadamı elindeki programı hayata geçirebilmek için resmi kayıtlarda ölü olarak geçen Reese adlı eski bir CIA ajanıyla anlaşır. Kendi kaynakları ve teknolojisiyle, Reese’in yetenekleri ve sezgilerini birleştiren Mr. Finch’in amacı; gelecekte işlenecek olan suçları henüz suçlular eyleme geçmeden önlemektir.

Hikayemize geçelim, evet bu filmde olduğu gibi sosyal medyada da bizi izleyen ve ne yaptığımızı devamlı takip eden programlar ve platformlar mevcut. Bildiğiniz üzere şirketler sosyal medyanın güçlenmesiyle birlikte  gözünü bu platformlara diktiler ve yapılan her adımı, yorumu izleyeme aldılar. Tabiki filmin aksine bizim yararımıza değil; bize bir şeyler satmak için bizi izliyorlar ve aramızdan birini seçip ödül falan da vermiyorlar. Sosyal medya’yı takip eden sistemlerden en dikkati çeken boomsonar ve buna benzer birçok program var. Peki bu programlar nasıl işliyor kısaca anlatalım, bu programların temel mantığı twitter ve facebook gibi firmalara para ödeyerek sistemlerine bağlanmak ve databaselerinden bilgileri çekmek. Bu şu demek oluyor: paylaşımlarınız çok da güvende değil. Genelde şirketlerin lehine çalışan bir sistem mevcut.

Yukarıda bahsettiğim bilgilerden haberi olmayan kullanıcılar hoşlandıkları, hoşlanmadıkları her şeyi birbiriyle paylaşıyorlar ve bu bilgileri izleyen, rapor alan şirketler de bu bilgilere göre bir aksiyon alıyor. Örnek vermek gerekirse;  ben mini cooper’ın yeni çıkan bir modelinden hiç hoşlanmadığımı arkadaşıma anlatıyorum, facebook veya twitter üzerinden yazışıyoruz, burada mini cooper kelimesinden raporlama yaptıkları için benim arkadaşımla yazıştığım kelimelerin olumlu / olumsuz analinizi yaparak firmaya raporluyorlar. Firma ise bu raporlamalara ve olumlu/olumsuz yönlerin ve yorumların da ne olduğunu analiz ederek bir aksiyon alıyorlar.

Ben kendi adıma şirketlerin yukarıdaki sisteme göre çok başarılı olacaklarını düşünmüyorum; çünkü sosyal medyada her şey çok hızlı ilerliyor ve çok hızlı gerçekleşiyor, bugün çok hoşlandığım bir şeyi yarın hoşlanmayabilirim. Tabiki şirketler adına kullanıcıları izlemek ve satışlarını artırmak ve şirketin gidişatı için bir aksiyon almak istemeleri çok normal; fakat kişilerin özel hayatlarına müdehale ederek bunu yapmaları hoş değil. Ayrıca, bu analizlerin de ne kadar güvenilir olduğu tartışılır. Çok ünlü şirketlerin sosyal medyaya muhtaç olmaları beni çok hayrette bırakıyor, evet sosyal medyayı takip etmek gerekli; fakat tamamen sosyal medyayı merkeze yerleştirmek çok doğru değil.

Birde sosyal medya da Person of Pinterest kısmı var. Bu ismi Pinterest sitesinden esinlenerek oluşturdum. Yukarıdaki resimde Pinterest sitesinin ana sayfasından örnek resim var. Sosyal medya kullanıcıları ilginç bulduğu siteleri ve kendi geliştirdikleri herhangi bir bilgiyi bu site ve benzeri site aracılığıyla paylaşabiliyorlar.

Örnek olarak : aşağıdaki resimde göreceğiniz üzerine, saç örme sitilini pinterest e pinleyerek hem bilgi verilmiş; hem de link verilerek kullanıcıları siteye çekmeye çalışmışlar. Bu teknik yeni bir teknik, reklamların itici olduğunu anlayan şirketler / pazarlamacılar şimdi de yeni bir teknik deniyorlar, gelin saçının nasıl yapıldığını anlatarak önce bilgi verip; daha sonra ise sizin siteye gelmenizi sağlıyorlar.
Konudan çok fazla uzaklaşmadan özetlemek istiyorum: Şirketler sosyal medya pazarlamasında çok dikkat etmeliler, artık reklamları direk vermek çok itici oluyor ve çok da başarılı değil. Her yerde bannerlar, çıkan komik komik yazılar artık sosyal medya kullanıcılarına çok itici geliyor ve artık hiçkimse bu bannerlara tıklamıyor ve bakmıyor. Sinema.com’a girdiğimde karşıma bir reklam çıkıyor ve bu reklamı kapatmak için o kadar hızlı davranıyorum ki, karşıma çıkan reklamın ne olduğunu hatırlamıyorum tabi:))

Kullanıcılar için ise durum çok farklı, kullanıcılar, şirketlerin konuyu bu kadar ciddiye aldığını düşünmüyorlar ve birçok insanın haberi yok. Aslında bu yazıyı yazmamın nedeni insanları biraz bilinçlendirmek. Şirketlerin sosyal medyayı kullanmasına karşı değilim; fakat şirketler sosyal medyadaki kullanıcıları aptal yerine koymaması gerekiyor. Özellikle de konu kişisel güvenlik seviyesini aşıyorsa!

Bir başka yazıda görüşmek üzere, gelinlik saç modelinin keyfini çıkarın:)

A great movie on Venice

VENEDİK İÇİN HARİKA BİR VİDEO : https://vimeo.com/40977797