Blog başlığını pazarlama 3.0 nedir? diye özellikle seçtim. Bu başlığı seçmemin nedeni pazarlama 3.0 kavramının çok yeni bir kavram olması ve birçok insanın hala tam olarak ne anlama geldiğini anlayamamış olmasıdır. Önce pazarlama 3.0 hakkında kısa bir açıklama yapacağım ve daha sonra örneklerle açıklayarak kavramın kafanızda oturmasına yardımcı olacağım.
Detaylara girmeden önce Pazarlama 3.0′a neden ihtiyaç duyuldu ve hangi süreçlerden geçerek bu noktaya gelindi kısaca açıklamak istiyorum. Pazarlama kavramından söz edebilmemiz için ortada bir ürün olması gerekir ( Hizmeti de pazarlayabilirsiniz; fakat daha kolay anlaşılması için biz ürün üzerinden ilerleyeceğiz ). Üretilen ürünün satılması gerekiyor ve işte bu noktada pazarlama devreye giriyor.
Ürünün olduğu her yerde pazarlama mutlaka vardır; fakat profesyonel anlamada pazarlama süreci aslında sanayi devrimiyle birlikte başladı. Seri üretime geçilmesiyle birlikte yığılan ürünlerin satılması gerekiyordu. Bildiğiniz gibi şirketlerin yaşaması için, ürünlerini satmaya ve gelir elde etmeye ihtiyaçları vardır. Bu dönemde ürünler tek tip üretilen ürünlerdi ve müşteri var olan ürünü tercih etmek zorundaydı. Biz bu dönemi pazarlama 1.0 olarak isimlendiriyoruz. Pazarlama 1.0′da üretici kraldı; tüketici ise sunulan ürünleri tercih etmek zorundaydı. Özetlemek gerekirse, pazarlama 1.0 ürün merkezli bir felsefeye sahipti. Firmalar tüketicilere bilgi vermek ve ulaşmak için Web 1.0 teknolojisini kullanıyordu. Web 1.0 teknolojisinde iletişim tek yönlüydü. Bilgiyi üreten firmalardı, tüketiciler üretime herhangi bir katkı sağlamadan kendilerine sunulan bilgiyle yetinmek zorundaydılar.
Pazarlama 2.0′a neden ihtiyaç duyuldu, şimdi de bu konuyu açıklayalım. Aslında bir üst satırda bu sorunun cevabı gizli! Web 1.0 teknolojisi, tüketicilerin birbirleriyle iletişime girmesine olanak vermiyordu ve bu durumda tüketicilerin ne düşündüğü çok da önemli değildi. 2000′li yıllarda, kimsenin uzun süre tanımlayamadığı bir devrim gerçekleşmişti. Bu devrim sanayi devriminden sonraki en büyük ve en önemli devrimdi. İnternet üzerinden iletişim interaktif hale gelmiş ve insanlar Icq, Mirc, Msn gibi ortamlarda birbirleriyle iletişim kurmaya başlamışlardı. O yıllarda kimse ne olup bittiğinin tam olarak farkına varamamıştı ve işin nereye kadar gideceğini kestirememişti.
İlk olarak Web 2.0 kavramını ortaya Tim O’Reilly atmıştır. Tim O’Reilly‘e göre Web 2.0′ın kısmen tanımı şöyledir: “Web 2.0 bilgisayar
endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir işletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını başarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında başlıcası şudur: Ağ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak.”
Ağa kurulan programların öncüleri Flickr 26 Şubat 2004, Youtube 28 Nisan 2005 ve WordPress 17 Ağustos 2005′te ağa yüklenerek kullanıcıların kullanımına ücretsiz olarak açılmıştır. Peki şimdi bu noktada şu soruyu sorabilirsiniz: yukarıda yazılanların pazarlama 2.0 veya şirketlerle ne ilgisi var ? Aslında çok ilgisi var! nasıl mı : İnsanlar flickr, youtube ve wordpress gibi siteleri kullanarak birbirleriye iletişime geçtiler. Youtube’a videolar yüklediler, Flickr’a fotoğraflar yüklediler ve WordPress aracılığı ile bloglar yazıp düşündüklerini ifade ettiler ( şimdi benim yaptığım gibi ). Bu siteleri kuruluşlarından 1 yıl gibi kısa bir zaman sonra facebook ve benzer popüler sosyal paylaşım siteleri takip etti. İnsanlar hızlı bir şekilde sosyal paylaşım sitelerine ilgi gösterdiler ve profil oluşturarak arkadaşlarını eklediler. Bu sosyal paylaşım sitelerinde hiç kısıtlamaya gitmeden en ince detaylara kadar hoşlandıkları şeylerden bahsettiler ve kendi hayatlarıyla ilgili bütün detayları paylaştılar. Ayrıca RSS, SOAP gibi yazılımsal teknolojik yenilikler de bilginin paylaşılmasını kolaylaştırmıştı. RSS ve SOAP herhangi bir internet sitesi veya database içeriğinin dışarıya aktarılma protokolü anlamına gelmektedir. Örnek olarak blog sitemin içeriğini RSS ile kendi sitenizde yayınlayabilirsiniz veya Outlook’a tanımlayarak yazdığım yazıları anında e-postanızda görebilirsiniz.
İşte bu noktada şirketler paniğe kapıldı; çünkü insanlar aldıkları ürünler hakkında online olarak birbirleriyle iletişim kurmaya başladılar, deneyimlerini paylaştılar ve ürünleri şikayet ettiler ( www.sikayetvar.com ). Düşünebiliyor musunuz, bir ürünü pazara sürüyorsunuz ve pazara sürdüğünüz bu ürünle ilgili sosyal medyada yüzbinlerce şikayet yayınlanıyor ve insanlar sizin şirketinizle ilgili olumsuz görüşleri birbirleriyle paylaşıyor??? Bu sizin şirketinizin batmasına neden olamaz mı??? Evet olabilir ve çok tehlikeli bir durum!!! Düşünebiliyor musunuz, milyonlarca dolar yatırım yapıp bir işletme kuruyorsunuz, üretim yapıyor ve ürünlerinizi satışa çıkartıyorsunuz, ve bir anda ürünleriniz hakkında sosyal medyada olumsuz bir iletişim başlıyor. Bu iletişim sizin sonunuz olabilir ve büyük bir ihtimalle de sonunuz olacaktır!
İşte cevap burada gizli : “ARTIK ÜRETİCİ DEĞİL; MÜŞTERİ KRALDIR…”, Çünkü müşteri ürününüzü kullanıyor, ürünle ilgili yorumlar yapıyor. Bu yorumlar olumlu olduğunda satışlarınız artıyor; olumsuz olduğunda ise firmanız batıyor! Bu tehlikeyi fark eden şirketler pazarlama 2.0 anlayışını hızlı bir şekilde benimseyerek müşterilerini önemsediler ve onların görüşlerini dinlediler. Artık müşteri kraldı, fikrini paylaşıyordu… Bu detayı yakalayabilen firmalar satışlarını artırmak için ürün sayfalarına özellikler ekleyerek müşterilerinin yorum yapmalarına izin verdiler, sattıkları ürünlerini sosyal ağlarda paylaşmalarına izin verdiler, kısaca oyuna müşteriyi dahil ettiler… Bu durum iyi mi oldu; kötü mü oldu zaman gösterecek, fakat sonuç şu ki : araştıran, öğrenen, bilgi paylaşan, ürünleri ve fiyatları karşılaştıran bir müşteri kitlesi oluştu! Bu kadar bilgili ve anlık olarak birbirleriyle haberleşen müşteri kitlesi şirketlerin kolay pazarlama yapmasını ve ürünlerini satmasını zorlaştırdı mı?…
Aslında zorlaştırdı:) Öğrenme ve bilgilenme aşamasını geçen tüketiciler, birbirleriyle iletişime geçmiş, içerik üretmiş ve son aşama olarak da arge oluşturmaya başlamıştı. Bu noktada şirketler tüketiciyi önemsemek ve tüketicinin düşüncelerine önem vermek zorunda kaldılar ( bazen istemeseler bile ). İşte Pazarlama 3.0 bu noktada devreye girdi. Pazarlama 2.0′da tüketiciyi sisteme dahil etmeye çalışan üreticiler, artık pazarlama 3.0 ’la birlikte tüketicinin ruhuna hitap etmek zorunda kaldılar. Daha önce ürün üretilirdi, sonra satmak için pazarlama yapılırdı. Şimdi ise üreticiler, ürünü üretmeden önce tüketicinin ne düşündüğünü ve nasıl bir ürüne ihtiyaç duyduğunu analiz ettikten sonra üretim sürecine geçiyorlar.
Pazarlama 3.0′ın kafanızda daha da netleşmesi için şu örneği vermek istiyorum. Bir kot şirketiniz var, çok ünlü bir markasınız ve bu yıl için pazara bayan, erkek, çocuk modelleri çıkaracaksınız. Tasarımcılarınız kotları tasarlıyor, pazarlama ekipleriniz de pazarlama planları yapıyor, üretim bölümünüz üretiyor ve kotları piyasaya sürüyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz, ortada çok ciddi bir yatırım söz konusu! Üretim, ulaştırma, pazarlama, medya planlama & satın alma gibi bir sürü iş yapıyorsunuz ve korkunç bir para harcıyorsunuz. Bütün bu faaliyetleri planlarken tüketiciler ne düşünüyor diye en ufak bir soru sormuyorsunuz! Tüketici kitlenizle iletişime geçmiyorsunuz ve sadece sizin istediğiniz bir ürünü üretiyorsunuz. Bu ürüne tüketicilerin ihtiyacı var mı? Ürüne nasıl cevap verecekler? Satın alma gerçekleşecek mi? Sosyal medya da bu yılın modasıyla ilgili ne konuşuyorlar? Ne giymek istiyorlar? Nelerden hoşlanıyorlar? Yabancı ve rakip hangi markaların ürünlerini satın almak istiyorlar gibi konularla ilgilenmiyorsunuz ve sonuç?
Evet sonuç şu: Siz yukarıdaki analizleri yapmayarak pazara mavi jeans sürüyorsunuz; fakat bu yıl tüketiciler renkli pantalonlar satın alıyor ve buna benzer ürünleri tercih ediyorlar. Bu durumda siz de batıyorsunuz… Tabiki çok güçlü bir kapitaliniz yoksa:)???
Pazarlama 3.0′la ilgili yüzlerce örnek verebiliriz; fakat sizi de çok fazla sıkmak istemediğimden şu sözlerimle özetlemek istiyorum :
“Müşterinin ruhuna seslenmek ve müşterinizin ne istediğine önem vererek pazarlama yapmak demektir.”
Soner
Like this:
Be the first to like this post.